Bilet fiyatının ne kadar olması bekleniyor?
Hayatın çılgınca hızlandığı bir dönemden geçiyoruz. Bilgiye erişimde, iletişimde, finansal aktivitelerde hızın geçer akçe olduğu bir dönem bu dönem… Hatta toplumsal olaylara verdiğimiz reaksiyonlarda da hız fazlasıyla kıymetli. Tüm bu sürat ihtiyacı -yani “need for speed”- içerisinde ulaşım da olan bitenden payını almak durumunda. Buradaki çözümler ise mevcut teknolojiler ve fiziki altyapı yeterlilikleri gibi handikaplarla mücadele ediyor.
Yani kabul edersiniz ki attığımız bir mesaj, bir video, yüklü bir dosya alıcısına her geçen gün daha hızlı ve daha kayıpsız ulaşırken A noktasından B noktasına gidişimiz aynı ölçüde hızlanmadı. Ama buna ilişkin güçlü çözüm önerileri de mevcut. Bu çözümler arasında hyperloop en heyecan verici olanlar arasında yer almakta.
Hyperloop nedir?
Özetlemek ve basitçe açıklamak gerekirse Elon Musk’ın ortaya attığı hyperloop (ya da Türkçe uyarlamasıyla hızyuvar), havası alınmış tünellerin içinde oluşturulan manyetik alanlar sayesinde havada gidiyor. Havanın boşaltılmasıyla sürtünme neredeyse sıfıra iniyor ve yolcuları taşıyacak olan kapsül, bu sayede vakum tünellerde çok yüksek hızlarda hareket edebiliyor. Sürtünmeyi azaltan bir başka faktör olarak kapsüller, tekerlekler üzerinde gitmek yerine manyetik yastıklarla havaya kaldırılıyor.
Elon Musk, tarafından kara, deniz, hava ve raylı sistem ulaşımından sonraki “beşinci ulaşım türü” olarak tanıtılan hyperloop’ta bir Türk imzası da bulunuyor.
Daha önce yatırımcı ve ürettiği çelik borularla tedarikçi olarak Hyperloop Transportation Technologies’in stratejik ortakları arasında yer alan Erciyas Holding, son olarak Hyperloop Development Program ile bir mutabakat anlaşması imzaladı. Böylece Avrupa merkezli 25’in üzerindeki hyperloop geliştiricisinin arasına Erciyas Holding de katıldı.
Söz konusu anlaşma, Hello Tomorrow Türkiye Summit 2024’te imzalanırken DasDas’ta gerçekleşen zirvede, kök hücreden gen terapisine, CERN ve parçacık fiziği teknolojilerinden biyoteknoloji girişimciliğine, insan ve gezegen sağlığının geleceğini şekillendiren konular, dünyaca ünlü inovatörler ve yatırımcılar tarafından ele alındı.

Zirvede The 5th Mode of Transportation: Building the International Ecosystem to Realize Hyperloop (Ulaşımın 5. Modu: Hyperloop’u Hayata Geçirmek için Uluslararası Ekosistemin Oluşturulması) başlıklı oturumda yer alan isimlerle Hyperloop’u, Hyperloop’un Türkiye ve dünyada geleceğini konuştuk.
Erciyas Holding CEO’su Kamil Emre Erciyas, Erciyas Holding Hyperloop Lideri Mehmet Örgen, Hyperloop Development Program Direktörü Klaus Rudischhauser ve Hyperloop Development Program YK Üyesi ve Hardt Hyperloop Kurucusu Mars Geuze sorularımızı yanıtladı.
Öncelikle Hyperloop teknolojisinin çevre açısından getirdiği kazanımlara dikkat çekmekte fayda var. Mars Geuze bunları sıralarken, “Hyperloop’un getireceği en büyük faydalar; düşük enerji tüketimi. Havacılık ve kara ulaşımına kıyasla neredeyse 10 kat daha az… Emisyonu ortadan kaldırıyor. Direkt bir emisyon yok. Kapalı bir ortamda olacağı için gürültü ve titreşim de yok” diyor.
Ancak şunu biliyoruz ki dünyanın her yerinde “kanun yapıcılar” maalesef sadece çevresel faydaları gözeterek hareket etmiyor. Böyle olsa BM çatısı altında bu kadar COP’lar yapılmaz, göz göre göre gelen ve yaşanan iklim krizine karşı topyekün somut adımlar atılırdı. Peki Hyperloop bu bağlamda masaya nasıl “tali faydalar” getiriyor?
Geuze kamu sübvansiyonlarına dikkat çekiyor ve “Hyperloop’un tipik raylı sistem veya metro sistemlerine göre çok daha düşük miktarda kamu sübvansiyonuna ihtiyaç duyan bir toplu taşıma modeli olma potansiyeli taşıdığını düşünüyorum” ifadelerini kullanıyor ve ekliyor:
Hem inşaat maliyetlerinin yüksek hızlı trenlere göre önemli ölçüde daha düşük olduğu tahmin ediliyor hem de tamamen otonom bir sistem olduğu için işletme maliyetleri çok daha düşük ve aşınma veya yıpranma söz konusu değil. Yani bu kullanım ömrü boyunca çok daha düşük sübvansiyonlara ihtiyaç duyacağı anlamına geliyor.
Aynı zamanda hyperloop sadece altyapı inşa etme fırsatı yaratmakla kalmıyor yeni bir ekosistem, yeni bir endüstri inşa etme fırsatı da doğuruyor. Yani Geuze’nin de dikkat çektiği gibi ortada ilgi çekici bir endüstri geliştirme açısı da mevcut.

Geuze’nin sorduğu bir soru ise çarpıcı bir durumu ortaya koymakta. “Nereye giderseniz gidin ulaşım sistemlerinin sınırlarını zorladığını görüyorsunuz değil mi? Ulaştırma altyapımızı geliştirmemiz gerektiğini de biliyoruz” diyen Geuze, hyperloop’un bir ihtiyaca cevap olacağını ve gelecekte “bir trene, bir metroya, bir uçağa binmek gibi bir şey olacağını” öne sürüyor.
AB desteği çok kritik…
Aslında hyperloop’u bir ütopya olmaktan çıkaran, ciddi bir alternatif ulaşım sistemi, 5. yol olarak görmemizi sağlayan noktalardan biri de AB desteği. Klaus Rudischhauser bu desteğin önemini vurguluyor. “İlginçtir Hyperloop, ABD’de başladı; Elon Musk’ın bir fikriydi ve bunu tüm dünyaya duyurdu. ABD’de hâlâ bir hareketlilik var ancak günümüzde gelişmenin merkezinin büyük ölçüde Avrupa’da olduğunu söylemek mümkün” diyen Rudischhauser, AB desteği konusunu şöyle açıyor:
“Açıkçası, Avrupa Birliği veya Avrupa Komisyonu, gelecekteki teknolojileri teşvik etme faaliyetlerinde -ki bu Avrupa Komisyonu’nun çok önemli bir görevi- bunu ele alırsa, o zaman AB kurumlarının tohum finansmanında önemli bir rol üstlenebilmeleri güçlü bir ihtimal. Böylece bu kamu ve özel sektörden daha fazla finansman çekecektir.”
AB desteğinin bir nevi kalite damgası anlamına geldiğini de vurgulayan Rudischhauser böylesi bir destek sayesinde hyperloop’un ulaşım, sanayi ve diğer sektörler için ekonomik büyüme ve çevre adına gelecek vadeden bir şey olarak kabul edileceğini vurguluyor.
Regülasyonlar ve bürokrasi bu kez çok önemli
Rudischhauser “Bu yüzden Avrupa Birliği’nden gelecek güçlü bir desteğin büyük bir ilerleme sağlayacağını düşünüyorum” diyor ve “Avrupa Birliği bunu üstlenirse, ulusal hükümetler her halükarda ortak olacak ve Avrupa hükümetleri projeye ilişkin geliştirmelere çok yakından bakmış olacak ve daha sonra proje uygulamaya geçtiğinde bunda yer almaları ihtimali de oldukça güçlenecek” şeklinde ekliyor.
Biliyoruz ki AB demek regülasyonlar ve kurallar demek. En basit ürünün üretiminde dahi ciddi regülasyonların takip edilmesi AB’nin bir nevi alametifarikası. Fakat yer yer pejoratif olarak da kullanılan “bürokrasi” hyperloop gibi bir proje için ise hayati önem taşıyan bir gereklilik.
Bu çerçevede Rudischhauser de bir ekosistem oluşturma noktasında regülasyonların öneminin altını çizerken özellikle projenin AB dışına çıktığı noktalarda uyulması gereken kuralların temelinin AB bünyesinde atılmasının ne kadar önemli olduğunu vurguluyor.

“Sosyal kabulden çevresel boyutlara kadar uzanan komplike bir süreç” vurgusunu yapan Rudischhauser’in bu görüşüne Kamil Emre Erciyas da kritik bir ekleme yapıyor. “Mars ve Klaus’un da belirttiği gibi bu, ülkelerarası bir ulaşım çözümü” diyen Erciyas şöyle devam ediyor:
Bu nedenle pek çok ülkenin, her şeyden önce, biliyorsunuz ki yönetmelikleri yazabilmek, altyapıyı birlikte inşa edebilmek ve hesaplamaları, teknik şartnameleri her şeyi birlikte hazırlayabilmek için işbirliği yapması gerekiyor. Hyperloop’un küresel bir çözüm olabilmesi için ülkeler bir arada hareket etmeli.
Klaus Rudischhauser buradan devam ediyor ve basit bir şekilde durumu özetliyor:
“Eğer bunun endüstriyel bir proje olmasını istiyorsanız, pek çok endüstrinin buna katkıda bulunması gerektiği açık. Ve bunun için de bir standarda, spesifikasyona ihtiyacınız var. Herkesin aynı spesifikasyona göre üretmesi gerekiyor. Aksi takdirde rekabet ederler ve bir standarda ulaşmayı başaramazlar. Yani standardizasyon gerçekten çok önemli.”
Çarpıcı bir örnekle konuyu detaylandıran Rudischhauser, “Uçakları ele alacak olursak dünya çapında uygulanan standartlar var. Uçakların dünyanın herhangi bir yerinde herhangi bir havaalanına gidebilmesinin tek nedeni de bu” diyor ve devam ediyor:
“Örneğin trenlere bakacak olursak son 50 yılda, trenler Avrupa’da sınırı geçmeye başladığında bu standart sorunlarını yaşadık. Sorun tren izleme ve gözetim sistemlerinin uyumlu olmamasıydı. Yani sınırı geçmek isteyen trenin biri bir ülkede, diğeri diğer ülkede çalışacak iki kontrol sistemi hatta bazen üç kontrol sistemi bulunmak zorundaydı. Artık ERTMS diye bir Avrupa standardı mevcut ve yavaş yavaş bütün trenler bununla donatılacak. Hyperloop için de buna ihtiyacımız olduğu açık.”
Kamil Emre Erciyas da “Anahtar nokta standardizasyon” derken “Sanırım insanlık hatalarından ders aldı” diye devam ediyor.
“Farklı ülkeler, farklı teknik özelliklere sahip pek çok şey başardı. Hepimiz “rekabetçi” olmayı, ürettiklerimizi kendi ülkelerimize, müşterilerimize özel hale getirmeyi amaçladık. Ancak bundan ziyade, aslında işbirliği yaparak ve güçlerimizi birleştirerek daha büyük resme ve daha büyük başarıya ulaşabileceğimizi artık anlıyoruz” şeklinde konuşan Erciyas, “Tıpkı arabalarda olduğu gibi, tıpkı elektrikte olduğu gibi, tıpkı video kameralarda olduğu gibi… Biliyorsunuz her ülkenin kendine has sistemleri ve teknik özellikleri var. Ancak şu anda tek bir küresel standardın aslında küresel kazancın anahtarı olduğunu biliyoruz” yorumunda bulunuyor.
Avrupa’nın geliştirme amaçlı en uzun test tüneli Türkiye’den!
Türkiye’de de söz konusu hyperloop olduğunda somut birtakım somut adımların atıldığını görüyoruz. Mehmet Örgen, “Avrupa’nın geliştirme amaçlı en uzun test tünelini inşa ettik” diyor ve “Tübitak Gebze Yerleşkesi’nde borularını ürettiğimiz bir Hyperloop test tüneli inşa ettik. Son iki yılda da Teknofest çatısı altında Tübitak tarafından Hyperloop Geliştirme Yarışması düzenlenmekte” şeklinde devam ediyor.
Söz konusu yarışmaya 2023’te 44 takım başvurdu. Teknik tasarım raporunda başarılı olan 19 finalist takımdan 17’si final haftasına katıldı. 2022’de ise a 16 finalist takımdan levitasyon ve itki, haberleşme ve otonom sürüş teknolojilerinde büyük başarı sağlayan takımlar tünel içerisinde yarıştı.
“Toplamda yarışmalara tüm Türkiye’den 38 üniversiteden katılım oldu” diyen Örgen,“ Bu yıl ise Avrupa Hyperloop Yarışması Zürih’te olacak. Türkiye’den 10 takım Zürih’te yarışacak. Bu yıl aynı zamanda Mayıs ayında Toronto Üniversitesi’nde gerçekleşecek olan bir Hyperloop yarışmasına ise İstanbul Teknik Üniversitesi ve Yıldız Teknik Üniversitesi’nden birer takım katılacak” ifadelerini kullanıyor.
Mehmet Örgen devlet desteğinin de altını çizmekte. “Sanayi ve Teknoloji Bakanımız ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanımız bizzat konuyla ilgililer. Aynı zamanda T.C. Cumhurbaşkanlığı Bilim, Teknoloji ve Yenilik Politikaları Kurulu mevcut” diyen Örgen, “Bu grupta kamudan, üniversitelerden ve özel sektörden Hyperloop teknoloji geliştiricileri ve iş ortakları da var ve bunların tamamı Türkiye’nin Hyperloop Teknolojisi yol haritasını çiziyorlar” şeklinde konuşuyor.
Peki hızlıca avantaja dönüştürebileceğimiz dezavantajlarımız var mı? Bu soruya Kamil Emre Erciyas cevap veriyor ve “Hyperloop çerçevesinde altyapıyı geliştirmek daha kolay olabilir zira ortada bir ihtiyaç mevcut bunu görüyoruz” diyor.
Haydarpaşa ve İzmir limanları için büyük fırsat
Erciyas aynı zamanda hyperloop sadece yolcu taşımaktan çok daha fazlasını getirebileceğini de belirtirken hyperloop’un aydınlatıcı bir açısından söz ediyor ve “Tedarik zinciri ve nakliyat da önemli bir detay. Sadece insan taşınmayacak bu sistemde; mallar, ürünler de taşınacak. Biliyorsunuz ki limanlarımızın gelişimi aslında gelişen şehir tarafından kısıtlanmakta. Örneğin Haydarpaşa Limanı veya İzmir Limanı” diyor.
“Bu limanlar daha fazla büyüyemiyorlar çünkü şehir onları sınırlıyor ancak eğer depolamayı büyüyebilecekleri geniş bir arazinin olduğu bir noktaya taşıyabilir ve sadece yükleme ve boşaltma vinçlerini deniz kenarında bırakabilirsek limanı hala çok verimli bir şekilde işletebiliriz” şeklinde sözlerini sürdüren Erciyas, boşa çıkan bu alanların şehir için istenen şekilde ister kamusal alan, ister rekreasyon alanları ya da konut ve ofis alanları olarak değerlendirilebileceğini vurguluyor.
Hyperloop ile 2 bin liraya İstanbul-Ankara
Hyperloop’un getireceği hızdan da söz etmekte fayda var. İstanbul’dan Ankara ve İzmir’e tahminen yarım saatte gidileceği ifade ediliyor. Zirvede katılımcıların sorularını yanıtlayan Mars Geuze, “Önümüzdeki 6 yıl içinde farklı şehirlerde yürütülen pilot hyperloop projeleri göreceğiz. 2030 itibarıyla da bazı şehirlerde günlük ulaşım için hyperloop kullanmaya başlayacağız. Türkiye’de de 2 bin TL’lik biletle İstanbul-Ankara arasında hyperloop ile yolculuk yapılabilecek” dedi.
Biz de bu soru ve yanıttan yola çıkarak sorumuzu maliyet ekseninde yöneltiyoruz. “Kabaca ifade etmek gerekirse Hyperloop’un İstanbul-Ankara arası kurulumu ne kadara mal oluyor?” şeklindeki sorumuza Kamil Emre Erciyas, “Şu an Hyperloop’un kilometre başı öngörülen maliyeti 35 milyon dolar. Ankara-İstanbul rotasını 440 kilometre olarak hesaplarsak 15.4 milyar dolar” yanıtını veriyor. Mehmet Örgen ise “Kanada’da 300 kilometrelik gidiş-geliş bir proje üzerine konuşulmakta. Onların tahmini yaklaşık 18 milyar dolar civarında” diye ekliyor.
“Peki yine tahmini konuşursak İstanbul-Ankara arası böylesi bir projenin tamamlanması ne kadar zaman alır?”
“Tüm izinleri yarın alıyor musunuz?! Şaka bir yana hala henüz sahip olmadığımız bazı teknolojiler üzerinde çalışmalarımız sürüyor” diyen Erciyas, “O yüzden şimdi tahmini bir süreden söz edemem ancak burada tüneli inşa etmekten bahsetmiyoruz, altını çizeyim. Sadece tüneli üretmekle bitmiyor. Pek çok farklı konuyu da çözmemiz gerekiyor. Mesela güvenlik bunlardan biri. Dolayısıyla sorunuza cevap verebilmek için öncelikle bu noktaları tamamlamamız gerekiyor” diyor.

Fakat Mehmet Örgen aydınlatıcı bir açı veriyor:
“Bu konuda bir fikir vermesi adına şöyle bir örnekten söz edebilirim; ülke adını paylaşmayacağım ancak bir ülkede geçen ay fizibiliteye anlaşması imzalanan ve öncelikle 10 km.si yapılacak ve toplam 50 kilometrelik bir proje mevcut. Fizibilite, tasarım ve yapım süreci dahil tüm sürecin 2029’da tamamlanması bekleniyor.”
Elbette bu tahminler hyperloop’a bir miktar haksızlık oluyor. Zira Mehmet Örgen’in de belirttiği üzere “Aslında maliyet açısından şu an projenin uygun olmamasının sebebi bu gibi kısa mesafelerde enerji verimliliği noktasında global çapta istenilen yerde olunmaması.”
“Yani aslında globalde Hyperloop’u hayata geçirecek teknolojiye sahibiz. Gelişmekte olan bir teknoloji olduğunu söyleyebiliriz. Ve henüz sadece 10 yıl oldu” diyen Örgen şu örnekle devam ediyor:
“Havacılık teknolojisini düşünelim; neredeyse bir asırdan fazla zaman aldı. Şimdi gelinen noktaya bakın. Hyperloop ise 10 yıl önce ortaya çıktı, son beş yılda ivme kazandı. Mars’ın da dediği gibi 2030’da, 2035’te operasyonel seviyeye ulaşılacak ve 2050’de ticari seferlere başlanacaktır.”
Teknolojinin geldiği nokta hakkında ise Kamil Emre Erciyas bizi bilgilendiriyor. “Şu an Maglev (magnetic levitation) treni mevcut. Sinyalizasyon teknolojileri gelişiyor, YZ teknolojisi gelişiyor ve dahası… Ancak ekstrem hızlara çıkmak istediğimizde vakuma ihtiyacımız var. Ve bunu sağlamak için de borunun iki ucunun da kapalı olması lazım” şeklinde giriş yapan Erciyas, “Peki iki ucu da kapattığınızda tünele nasıl gireceksiniz, tünelden nasıl çıkacaksınız?” diyor ve ekliyor:
Yani aslında kapsülün içine giriyorsunuz ama o kapsülün de bir vakum tüpünün içine girmesi gerek. Bu işlemler ve örneğin acil bir durumda çıkışların tasarlanması ve planlanması gibi küçük ancak önemli detayların çözüme kavuşması lazım. Yoksa teknolojinin büyük bir kısmı önümüzde duruyor.
Mars Geuze ise kendilerinin de testlere devam ettiği European Hyperloop Center gibi tesislerde bulunan yeni çözümlerin mevcut teknolojiye eklendiğini söylüyor ve gelecekte maliyetlerin düşeceğini ifade ediyor. Geuze bu tahminini şöyle temellendirmekte:
“Faaliyet maliyetine gelince ise malzemelerin büyük kısmı, inşaat maliyetleri ve inşaat işleri, genel mühendislik ilkelerine dayanarak oldukça iyi derecede tahmin edilebiliyor. Hyperloop’un uzun vadede sağlayacağı en büyük faydalardan biri, maliyet tahminlerimizi şu anda sahip olduğumuz mevcut kılavuz tasarımlarına, hat tasarımlarına göre yapıyor olmamız. Hyperloop aracının üzerinde gideceği kılavuz tamamen fabrikada üretilebiliyor. Rayların çoğu ise yerinde üretilmek, lokal üretilip uygulanmak durumunda.”
‘Maliyet önemli ölçüde düşecektir’
Sözlerine “Eğer bir şey fabrikada üretiyorsanız ölçeğiniz daha yüksek olduğu için maliyeti sürekli düşürecek bir eğriye de sahip oluyorsunuz ve tasarımı geliştirebilirsiniz. Dolayısıyla bunun gerçekten önemli maliyet düşüşlerine yol açacağını düşünüyorum” diye devam eden Geuze “Yani mevcut tasarımlarla, yaklaşık olarak yüksek hızlı tren kategorisindeki trenlerle aynı maliyette görünüyor. Elbette Hyperloop hala risk barındırıyor çünkü henüz yapılmadı” eklemesini yapıp sözlerini şöyle noktalıyor:
“Elbette Hyperloop hala risk barındırıyor çünkü henüz yapılmadı. Ancak zamanla, özellikle de bu ölçek faktörleri nedeniyle maliyetin kesinlikle önemli ölçüde düşebileceğini düşünüyorum.”
SURSA:https://tr.mashable.com/hyperloop/12662/ozel-hyperloopa-turk-imzasi-yarim-saatte-istanbuldan-ankaraya-gitmek-mumkun-mu



