Küresel ekonomi yavaşlıyor; sonraki krize nasıl hazırlanacağız?

İyi haber, şimdilik küresel ekonomik çerçevenin güçlü ve hala ekonomnik kırılganlıklar konusunda yol almak için hükümetlere zaman tanıyor oluşu. Fakat, küresel likidite daralır ve finansal koşullar sıkılaşırken bu riskleri hatırlamakta, sorunlara çözüm için son dönemeçte olduğumuzun farkında olmakta fayda var.

2018’in artık son ayına girmek üzereyken, bütün kurumlar 2019 beklentilerini yayınlıyor. Dünya Ekonomik Forumu (WEF) da Bölgesel Riskler raporunda küresel büyümede ivme düştükçe bir sonraki kriz için nasıl hazırlık yapılabileceğini tartışmakta.

Yaşanan küresel büyüme ortamına rağmen, özel sektör için ekonomik zorluklar hala ön planda. Küresel krizin ardından iyi zamanların çok verimli kullanılamamış oluşu, pek çok kırılganlığın hâlâ devam ediyor olduğu anlamına geliyor. Ve tabi bu durum da küresel ekonomiyi bir sonraki döngüsel krize maruz bırakıyor.

Bölgelere göre zorluklar değişmekle birlikte, ilgi çekici olan, işsizliğin raporda küresel bazda en büyük risk olarak tanımlanması. İlk bakışta bu biraz karşıt gibi duruyor. Her şeyden önce işsizlik, çoğu bölgede düşmeye devam ediyor; ABDde şu an 49 yıllık, İngiltere 43 yıllık ve Japonya’da 25 yılın dip noktalarında. Euro bölgesinde bile döngüsel diplerde.

Bununla birlikte, bunun anlamı, nitelikli iş gücüne ulaşmanın gittikçe zorlaşıyor olması. Şirketler düşük işsizlik oranlarını işe alma planları için bir risk olarak görebilseler de, düşük işsizlik, çoğu bölgede işgücünü etkileyen korku ve hoşnutsuzluğu da maskeliyor aslında.

Açıkça görülen, ücretlerin büyümemesi, artan otomasyon ve dışarıdan emek kullanımının işçi moralini aşındırmakta ve popülizmi körüklemekte oluşu. Amazon, asgari ücretini saatte 15 dolara yükselterek manşetlere yükselmiş olsa da, gelir eşitsizliği çoğu bölgede önemli bir endişe kaynağı olmaya devam ediyor. Ekonomik ve sosyal dayanıklılığı desteklemek için de gelir eşitsizliği sorununun daha kapsamlı bir şekilde ele alınması gerekiyor.

Rapordaki önemli bulgulardan bir tanesi de “Mali krizlerin”, küresel olarak en fazla endişe yaratan ilk beş risk arasında yer alırken birçok bölgede bir tehdit olarak nitelendirilmesi. Bu konu da tabi baskı yaratan aşırı yüksek borç sorunu ile ilgili. Hanehalkı, kurumsal ve devlet düzeyindeki küresel borçlanma artmaya devam ediyor ve finansal sistemdeki borç döngüsü üzerinden karşılıklı bağımlılık sorunu hala ele alınmış değil.

Kırılgan bankacılık sektörü, bozulan mali disiplini ve   GSMH’sinin %132’sine ulaşan borcuyla İtalya piyasaların odağında olsa da, borç döngüsü üzerinden ülke ekonomilerinin birbirlerine bağımlı yapıları İtalya sorununun Avrupa hatta dünya çapta sonuçlar yaratabileceği anlamına geliyor.

Mali meseleler yalnızca İtalya’da ikamet etmiyor üstelik. Avrasya ve ABD dahil olmak üzere pek çok bölgede, mali açıklar önümüzdeki yıl yükselmeye devam edecek; hem de savaş dışı, durgunluk dışı olarak tanımlanabilecek bir dönemde. Son yıllarda ABD ekonomnisinin büyüme gücü göz önüne alındığında önemli bir sorun olarak karşımızda ve “Bir sonraki krizde ne olacak?” sorusunu sormamıza yol açıyor. Hükümetler, büyüme iyi iken aşırı borç seviyelerini ele almak için güvenilir mali inisiyatif devreye sokmalı; yoksa “parti bittiğinde” yavaşlayan ekonomilere uayaran salacak mali gücü bulamayacaklar.

Ne yazık ki, söz konusu bu zaman herkesin beklediğinden daha yakın olabilir. Majör bir katastrof ufukta görülmese de en basit olarak küresel büyüme bir yavaşlama eğilimi içine girmiş durumda. ABD ekonomisi potamsiyelin üzerinde çok kuvvetli bir büyüme eğilimi içinde ve atıl kapasite oranı diplere ulaşmış durumda. Sonuç olarak da bu noktadan öteye büyümesinin sınırlarına ulaşmış durumda.

Sekizinci faiz artışı ve devamının 2019’da gelecek olması yanında Fed’in bilanço küçltme operasyonu gelecek çeyreklerede büyümeyi yavaşlatacak; hatta 2020 içinde küçük de olsa bir daralma yaşatabilecek önemli dinamikler. Bu da tabi kaçınılmaz olarak dünya ekonomisinin başka bölgelerinde de büyüme üzerinde olumsuz etkiler yaratacak.

İyi haber, şimdilik küresel ekonomik çerçevenin güçlü ve hala ekonomnik kırılganlıklar konusunda yol almak için hükümetlere zaman tanıyor oluşu. Fakat, küresel likidite daralır ve finansal koşullar sıkılaşırken bu riskleri hatırlamakta, sorunlara çözüm için son dönemeçte olduğumuzun farkında olmakta fayda var.

Lasă un răspuns